Güncel Yazılar
Ab ve Liberal Demokrasi
Son yıllarda AB’nin tam üyelik yönünde eskisinden daha güçlü sinyaller vermesi ve daha inandırıcı bir dizi teşvik sunması, Türk siyasal sisteminin dönüştürülmesinde kuşkusuz çok önemli bir rol oynamıştır. Bu incelemenin bir biriyle ilişkili iki amacı vardır. Birinci amaç İslami köklere sahip siyasi partilerin yakın geçmişte geçirdiği dönüşümde oynadığı paradoksal rolü belirlemek diğeri ise Türkiye deneyiminden yola çıkarak daha kapsamlı bir konu olan, yani İslam ile liberal demokrasinin bağdaşıp bağdaşmadığı konusuna ışık tutmaktır. Bu kapsamda öne sürülen iddia şudur; Liberal demokrasinin normları, büyük çoğunluğu Müslüman olan bir toplumda köklü bir şekilde yerleştirilebilir. Büyük çoğunluğu Müslüman olan bir toplumda, İslami siyasal düzen seçeneğinin bir kenara bırakılıp, Türkiye savaşın hemen sonrasında demokratik, laik siyasal düzene geçebilmiş, Atatürkçü modernleşme modeli birçok alanda önemli başarılar elde etmiştir. Temsili demokrasinin ana kurumları oluşturulmuş, kesinti ve ara dönemlere rağmen parlamenter demokrasi korunabilmiştir. Birçoğumuzun algıladığı gibi; Atatürkçü modernleşme projesi ülkemizde batılılaşma, anlamda kullanılan ve algılanan terimlerdi, gerçekten de Türkiye 1963’te imzalanan ortaklık antlaşması ile Avrupa’nın resmi entegrasyon sürecine daha hazırlık aşamalarından itibaren dahil olmaya çalışan ülkelerden biridir.1963-1999 döneminde Türkiye’nin tam üye adayı olarak resmen tanınmasına dek gelişen bu ilişkinin derinliği küçümsenmemelidir.1990 sonuna doğru Türkiye de modernleşme iki temel güçlükle karşılaşmıştır. Bunlardan biri ekonomik reform, diğeri siyasal reformdur. Kuşkusuz 1963-1999 döneminde AB ile geliştirilen ilişkiler Türk ekonomisine ve Türk demokrasisine çarpıcı bir etki, güç ve derinlikte olmamasına rağmen, ülke elitlerinin topluluk tam üyeliğine gösterdiği yoğun ilgi Türk demokrasisinde ve ekonomisinde şartlandırıcı bir etki yaratmıştır. 1995 sonunda yürürlüğe giren gümrük birliği anlaşması önemli ticaret ve yatırım ilişkileri ve dolayısıyla ekonomi alanında kurulan güçlü bağların siyasal alanda da karşılığını bulduğunu görmekteyiz. AB’den öncesine kıyasla daha güçlü sinyaller ve tam üyelik yönündeki eskiye nazaran daha inandırıcı teşviklerin gelmesi Türk siyasal sisteminin dönüştürülmesine çok yardımcı olmuştur. Böyle bir dönüşüm mümkündür ve nüfusun büyük kısmı Müslüman olan bir ülkede liberal demokrasinin normları sağlam bir şekilde kök salabilir. Ancak, iç ve dış sürecin bir arada etkileşim içinde olma şartına bağlıdır. Siyasal İslam liberal demokrasi ile bağdaşır mı? Siyasal İslam’ın liberal demokrasiyle bağdaşıp, bağdaşmayacağı sadece Müslüman nüfuslu toplumlar için değil, özellikle 11 Eylül sonrası küresel bağlamda uluslar arası ekonomik ve siyasal düzenin geleceği açısından oldukça önemlidir. Türkiye deneyiminin önemi buradadır. Çünkü Nüfusun büyük çoğunluğu Müslüman, laik ve demokratik bir ülke olarak, Türkiye İslam dünyasında benzeri olmayan bir ülkedir. Türkiye deneyimi İslam dünyasının geriye kalanında uygulanabilirliği on yıl öncesine kıyasla daha anlamlı görülmektedir. Türk deneyiminin uluslar arası önemindeki artış göz önüne alındığında, çıkarılabilecek temel derslerin biri hiç kuşkusuz, liberal demokrasinin ön koşulu laik bir siyasal düzendir. Siyasal elit, laik siyasal düzene güçlü bir bağlılık duymuyorsa ve devletin laik niteliği Anayasal güvenceler ile korunmuyorsa Liberal demokrasinin Müslüman bir toplumda kök salması mümkün değildir.
Bu yazı 10.2.2011 tarihinde eklendi ve 372 kez görüntülendi
Adem Yazır Tüm Hakları Saklıdır